YÖK Üniversitelerde Sermayenin Egemenliğini Arttıracak Bir Kurul Tanımlıyor!

Ekim 28, 2009

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) eğitimin piyasalaştırılması ve üniversitelerin sermayenin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmesi çabasında bir adım daha atmanın hazırlığı içindedir. YÖK’ün hazırladığı “Yükseköğretim Kurumlarında Danışma Kurulları Kurulması Hakkında Yönetmelik Taslağı”, Avrupa emperyalizminin eğitim alanındaki politikalarının ifadesi olan Bologna Süreci’nin gereklerinden biri olduğu gerekçesiyle, üniversitelerde danışma kurulları kurulmasını düzenliyor. Bu danışma kurullarında “üniversitenin fiziksel ve yapısal konuları, eğitim-öğretim ve araştırma program ve politikaları, üniversitenin gelişme stratejisi vb.” konularında “dış paydaş”ların da görüş, öneri ve desteklerinin alınması hedefleniyor.

Kurulun üniversite içi “paydaşlarını” bir yana bırakarak “dış paydaş”larına baktığımızda, aslında amaçlananın sermayenin ve siyaset kurumlarının biçimlendireceği bir üniversite modeli olduğu açıkça anlaşılıyor. Dış paydaşların arasında o ildeki Sanayi ve Ticaret Odası başkanları ya da temsilcileri, ilin Belediyesi veya Büyükşehir Belediyesi Başkanı veya temsilcisi yer almakta. YÖK’ün rektörlere neredeyse sınırsız yetki tanıyan tek adamcı üniversite işleyiş modelinde, üniversitenin kendi bileşenleri olan öğretim üyeleri, elemanları, öğrenciler ve üniversite çalışanlarının üniversitenin işleyişinde, idaresinde, akademik faaliyetlerinde söz hakkı yokken dış paydaşlara söz verilecek olması, taslağın amacının üniversitelerin demokratikleştirilmesi olarak açıklanamayacağının da en açık göstergesi. Amaç, üniversitelerin akademik özerkliği tamamen yitirerek piyasa güçlerinin eline geçmesi ve doğrudan sermaye için çalıştırılmasıdır. Bu yönetmelik taslağıyla sermaye, üniversite üzerinde yasal olarak belirleyici hale getirilmek istenmektedir.

Türkiye Bologna sürecine 2001 yılında dahil olduktan sonra, sermaye sözcülerinin yükseköğretimde dönüşüm öngören raporları (TÜSİAD Yükseköğretim Raporu 2008) doğrultusunda vakıf üniversiteleriyle başlayan eğitimin ticarileştirilmesi YÖK’ün yeni uygulamalarıyla devam ediyor. YÖK’ün bu politikalarının nedeni, dünyada eğitime bakışın kâr odaklı hale gelmesi ve hizmet alanlarının sınırsızca sömürülmesi isteğidir. YÖK, Şubat 2007′de yayımladığı “Türkiye Yükseköğretim Stratejisi” raporunda, emperyalizmin eğitimle ilgili DTÖ, UNESCO, AB aracılığıyla gerçekleştirilen dönüşümlerini, küreselleşme ve piyasa ekonomisine geçiş olarak yorumlarken eğitimi kişisel bir yatırım, insan ve bilgiyi de sermaye olarak gören bakış açısını savunmakta, ülkelerin rekabet gücünü buna bağlamaktadır. Nitekim taslağın birinci maddesinde, yönetmeliğin amacının “faaliyetler açısından yüksek ve sürdürülebilir kalitede hizmetlerin sağlanabilmesinde daha rasyonel ve verimli sonuçlara ulaşabilmek” olduğunu okuduğumuzda, üniversite eğitiminin doğrudan “ticari hizmet” kavramıyla bir tutulduğunu da açıkça görebilmekteyiz.

Araştırma görevlilerinin iş güvencesini ortadan kaldıran, 50/d’lilerin 33/a’ya geçişlerini engelleyen yönetmelik; mesleği yapabilme yetkisinin başka kurumlarca verilmesinin yolunu açan diplomalara unvan yazılmaması uygulaması ve benzeri adımlarda olduğu gibi bu taslak çalışması da sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda eğitim yapacak, “şirketleşen” üniversite modeline bizi bir adım daha yaklaştırıyor.

Yükseköğretim yalnızca akademisyenleri ve öğrencileri değil, tüm toplumu ilgilendiren bir konudur. Bizler +İVME Dergisi sermayenin gereksinmediği bilginin üretilmediği, istihdam biçimlerinin sermayenin isteklerine uygun olarak değiştiği (50/d, esnek çalışma, taşeronlaştırma), bilimsel ilerlemeden ve kamu yararından çok kâr amacı güden yaklaşımın egemen olduğu, öğrencilerin de bu yaklaşım uyarınca insancıl değerlerden uzak, rekabetçi, kariyerist bireyler olarak yetiştirildiği bir yükseköğretim anlayışına karşıyız.

YÖK’ün bu yeni yönetmelik taslağında bizleri yakından ilgilendiren bir başka nokta daha var: Kurulmak istenen danışma kurullarının üyeleri arasında o ildeki TMMOB’ye bağlı meslek odalarının başkanları da bulunmaktadır. TMMOB’nin eğitim alanında bugüne kadar yaptığı tüm çalışmalarda eşit, parasız, bilimsel eğitim, özerk ve demokratik üniversite görüşü savunulmuştur; “üniversiteler üniversite bileşenlerinindir” denmiştir. Nitekim TMMOB 27 Ekim 2009 tarihinde yaptığı yazılı basın açıklamasıyla, YÖK yönetmelik taslağında tariflenen Danışma Kurullarının özerk-demokratik üniversite anlayışının çok uzağında olduğunu belirtmiş ve "hazırlanan yönetmeliğin bu şekilde yürürlüğe girmesi halinde Danışma Kurullarında yer almayacağını" duyurmuştur.

TMMOB bununla yetinmemeli, bilimden ve emekten yana olmanın gerektirdiği şekilde, üniversitelerde AB süreci kapsamında sermayenin egemenliğini kuracak bu kurullara ve tüm altbaşlıklarıyla üniversitelerin şirketleştirilmesi sürecine karşı yürütülen mücadelede daha etkin bir biçimde yer almalıdır.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
Artı İvme Dergisi

Etiketler: Eğitim |TMMOB | YÖK | UNESCO | TÜSİAD | Emperyalizm | DTÖ | Danışma Kurulları | Bologna Süreci | Avrupa | 50/D


İvme Dergisi’nin “TMMOB’de Demokrasi” Başlıklı 8. Sayısı Çıktı

Ekim 14, 2009

İÇİNDEKİLER

Merhaba (3)
Örgüt İçi Demokrasi ve TMMOB (5)
TMMOB’de Demokrasi Mücadelesi (8)
Kral Çıplak (19)
Yaşadılarımızdan (27)
İMO’da Neler Yaşandı (29)
Röportajlar (37)
İMO’daki Soruşturmalara Yanıt (44)
Gerçek İktidardan Güçlüdür (48)
Politeknik Çevresi Ne Amaçlıyor? (50)
TMMOB Yönetiminden Bartın Sayımızla İlgili Tekzip Var (57)
Üretmek, Tüketmek, Tükenmek (60)
Açıklamalar (62)
Kampanya Günlüğü (80)

Etiketler: TMMOB | Soruşturma | Sayı 8 | Politeknik | planlama | Örgüt içi demokrasi | Mühendislik | Mimarlık | Kampanya | ivme dergisi | İMO | iktidar | Gerçek | Demokrasi Nöbeti | Demokrasi Mücadelesi | Demokrasi


Açıklama No.32: TMMOB Başkanı Mehmet Soğancı TMMOB Danışma Kurulu’nu İptal Etti.

Ekim 13, 2009

ivme

Dergimize kürsüden hakaret eden Oda yöneticilerine cevap verme hakkımızı, demokratik kuralları işleterek kullandırtmak yerine

TMMOB BAŞKANI MEHMET SOĞANCI TMMOB DANIŞMA KURULUNU İPTAL ETTİ

TMMOB yapısında danışma kurulları 70’li yıllarda kurulmaya başlanmış ve TMMOB ve odaların demokratik işleyişinin temelini oluşturmuştur. 12 Eylül sonrasında, darbe günlerinde bir gizli örgüt muamelesi görmemek için, danışma kurullarının tüzüksel olarak da tanımlanması zorunlu duruma gelmiştir. Tüzüksel yazımda, “demokrat üye” tanımı da yapılamadığından resmi bir üye tarifi yapılmıştır.

Mevcut etkin yönetim anlayışı TMMOB’yi ele geçirinceye kadar tüm TMMOB üyelerinin katılımına açık olan TMMOB Danışma Kurulu toplantılarında üyelerin konuşması esas alınmıştır. Çünkü temsili demokrasi üzerine kurulmuş TMMOB yapısında, üye görüş, öneri ve eleştirilerinin alınacağı başka bir mekanizma bulunmadığından, TMMOB yönetimine üye katılımının temel mekanizmasını, TMMOB Danışma Kurulu oluşturmuştur. TMMOB Danışma Kurulu bu demokratik işleyişiyle, örgüt içi demokratik işleyişin de güvencesi olarak görülmüştür.
Daha sonraki yıllarda, 70’li yıllarda oluşturulan yönetim anlayışını terk etmeye başlayan TMMOB yöneticileri TMMOB’yi, yasasında tanımlandığı ve sistemin istediği şekilde yeniden sistemin bürokratik bir kurumuna dönüştürmeye başlamış ve TMMOB Danışma Kurulu da üye katılımına kapatılmıştır.

“Hiyerarşiye” dayanan yeni bir “demokrasi” tarifi yapan mevcut TMMOB yönetimi, 4 Nisan 2009’da yapılan Danışma Kurulu toplantısında da aynı yöntemi kullanarak, birim yöneticilerine taşıdıkları unvanın önem sırasına göre söz vermiş, yönetim kurulu yedek üyelerini Danışma Kurulu üyesi saymamış, söz isteyen TMMOB üyelerine ise toplantı sonunda söz vererek göstermelik bir demokrasi anlayışı sergilenmiştir. Buna karşın söz alan üyeler TMMOB içinde yaşanan antidemokratik işleyiş sorununu gündeme getirerek, özellikle İMO’da yöneticilerin, öğrenci üyelere yönelttikleri sözlü ve fiziki saldırıların yaratacağı tehlikelere dikkat çekmişlerdir. Bu uyarılara kulaklarını tıkayan TMMOB ve oda yönetimlerinin bir kısmı, 3 Haziran 2009 tarihinde İMO Ank. Şb. Küçük Kurulu’nda yaşanan arbede sonrasında bu kez dergimize karşı topyekun saldırıya geçmiştir. 11 Haziran 2009 tarihinde ise İMO Küçük Kurulu’na katılmak isteyen devrimci-demokrat üyeler önce eli bıçaklı sokak serserileri desteğinde İMO’ya sokulmamak istenmiş, bunda başarılı olunamayınca da polis barikatı ile devrimci-demokrat üyelerin Küçük Kurul’a katılımı engellenmiştir. Bu olaylarda TMMOB ve MMO başkanlarının, İMO’ya gelerek doğrudan taraf olduğu gözlenmiştir.

Bu gelişmelere ve TMMOB yapısında artık üyelerin can güvenliğini tehdit eden boyuta ulaşmış antidemokratik uygulamalara karşı, dergimiz tarafından 27 Haziran 2009 tarihinde TMMOB önünde, ilk Danışma Kurulu tarihine kadar sürdürülmek üzere “TMMOB’de DEMOKRASİ İSTİYORUZ” talebiyle demokrasi nöbeti başlatılmıştır.

Bu talebimizi dikkate almak yerine, İMO yöneticileri, İMO üyesi yayın kurulu üyelerimiz hakkında disiplin soruşturması başlatarak demokrasi talebimize yanıt vermiş ve İstanbul’da ve hatta yurtdışında yaşayan yayın kurulu üyelerimizi onur kuruluna sevk etmişlerdir. Bu gelişmeler üzerine İMO önünde de demokrasi nöbeti tutulmaya başlanmıştır.

Demokrasi nöbetimiz TMMOB Danışma Kurulu gününe kadar haftada beş güne çıkartılmıştır. Kendini ülkemizdeki demokrasi mücadelesinin bir bileşeni olarak tarif eden bir örgütte, demokrasi talebinin gündem yapılması beklentisiyle dergimiz yayın kurulu üyeleri ve dergimiz okurları disiplinli bir şekilde ve TMMOB örgüt disiplinine uyarak 10 Ekim 2009 tarihinde yapılan TMMOB Danışma Kurulu’na katılmışlardır.

Açış konuşmasını yapan Mehmet Soğancı, TMMOB çalışmaları hakkında bilgi verdikten sonra, yaşanan ekonomik krize değinmiştir. Soğancı, krizin sorumlusunun kapitalist sistem olduğunu vurguladığı, esas olanın sisteme karşı sınıf mücadelesi olduğunu belirttiği konuşmasını siyasal bir partinin sloganlarına dayandırmıştır.

TMMOB’de son dönemde oluşturulan “hiyerarşik demokrasi” anlayışına karşı çıkmak ve tüm TMMOB üyelerine eşit koşullarda söz verilmesi talebini iletmek üzere usul hakkında söz isteyen Danışma Kurulu üyesi bir yayın kurulu üyemizi, TMMOB YK Başkanı “TMMOB usulleri bellidir” diyerek susturmuştur.

Ardından salondan söz talebi alınmadan, önceden kurgulanmış bir şekilde MMO YK Başkanı’na söz verilmiştir. MMO YK Başkanı konuşmasının sonunda, dergimizin adını vererek “TMMOB’de Demokrasi İstiyoruz” kampanyamızı hakaretamiz bir şekilde eleştirmiş ve dergimizi kınadığını belirtmiştir. Bunun üzerine toplantıyı yöneten divana, hem siyasi üslupla bağdaşmayan eleştirilere yanıt verme hakkımızı kullanma talebimiz ve hem de demokratik usullere uygun söz verilmesi doğrultusunda usul hakkında konuşma talebimiz bu kez yazılı olarak iletilmiştir.
TMMOB YK Başkanı Soğancı, yazılı taleplerimizi dikkate bile almayarak, toplantı öncesinde kurguladıkları şekilde bu kez İMO YK Başkanı’na söz vermiştir. İMO YK Başkanı konuşmasını tamamladıktan sonra, divana, söz hakkı verilip verilmeyeceği bu kez salondan sözlü olarak sorulmuş, divanı yöneten Soğancı ise bu sorulara yanıt vermek yerine, EMO YK Başkanı’na söz vermiştir. Bu arada söz verilip verilmeyeceği sorusu ısrarla sorulmuş buna karşı Soğancı ise yalnızca DK’nın resmi üyelerine söz verileceğini özellikle ve ısrarla vurgulamıştır. Bu sırada konuşmasını sürdüren EMO YK Başkanı kürsüden dergimize yönelik hakaretlere başlayınca, salondaki dergimiz okurları alkışlı protestoya başlamıştır. Protestolar altında konuşmasını tamamlamaya çalışan EMO YK Başkanı’nın ardından bu kez Şehir Plancıları Odası YK Başkanı’na söz verilmiştir. O da konuşmasında dergimize yönelik hakaretleri sürdürünce, alkışlı protesto sürmüştür. Protestolar altında ŞPO YK Başkanı’nın “konuşmasını tamamladığını” söyleyerek kürsüden inmesinin ardından, protestoların sürdüğünü gören Soğancı, toplantıya ara vermek zorunda kalmıştır.

Verilen bu ara sırasında, salonda bulunan başta TMMOB 2. Başkanı olmak üzere diğer TMMOB ve oda yöneticilerine, “amacımızın toplantıyı engellemek olmadığı, ancak yapılan eleştiri ve hakaretlere yanıt hakkı verilmesinin en basit ve temel demokratik işleyişin gereği olduğu” anlatılmıştır. Ayrıca verilecek bu söz hakkının çok dikkatli şekilde ve toplantıyı germek yerine, yatıştırıcı bir üslupta kullanılacağı konusunda da güvence verilmiştir. Buna karşın, toplantının bundan sonraki aşamasında ise, divan olarak cevap hakkı doğuracak konuşmalara müdahale etmeleri gerektiği talebimiz kendilerine iletilmiştir.

Bu konuşmalar sırasında, bazı oda yöneticileri, toplantının “resmi” olduğu hatırlatmış ve resmi üyeler dışındaki TMMOB üyelerine söz verilmesinin yönetmeliğe göre mümkün olmadığı ileri sürülmüştür. Buna karşı ise, esas olanın demokratik işleyiş olduğu, tüzük, demokratik işleyişe aykırı ise, TMMOB’nin demokratik geçmişinin örnek alınmasının zorunlu olduğu bu kişilere anlatılmıştır. Ayrıca daha önceki dönemlerde TMMOB Danışma Kurulları’nda öncelikli olarak üyelere söz hakkı verildiğine de dikkat çekilmiştir. Öte yandan, bu resmi bir toplantı ise, TMMOB’nin de devlet tarafından yasayla kurulmuş bir sistem organı olduğu ve yasasında TMMOB YK Başkanı’na kapitalist sisteme karşı “şimdi sınıf savaşı zamanı” diyerek bir sınıf mücadelesi çağrısı yapma görevi verilmediği hatırlatılmıştır. Buna karşın TMMOB YK Başkanı toplantı açılışında böyle bir konuşma yapabiliyorsa – ki konuşma içeriğine katılmasak da doğrusu budur ve TMMOB, sistemin verdiği görevi reddederek, yeniden emekten ve halktan yana bir örgüt olmalıdır – toplantının “resmiyetinden” de söz edilemeyeceği ve tüm TMMOB üyelerine eşit koşullarda söz hakkı verilmesi talebinin meşru bir talep olduğu belirtilmiştir.
TMMOB 2. Başkanı, bu taleplerimize olumsuz yanıt vermemiş ve salon dışında durumu değerlendiren yönetim kuruluna bu taleplerimizi götüreceğini bildirmiştir.

Buna karşın, toplantıyı yeniden başlatan Soğancı, hiçbir şey olmamış gibi ve üstelik daha önce dergimize hakaretler ederek konuşan ve konuşmasını tamamladığını belirterek kürsüden inen ŞPO YK Başkanı’na ikinci kez söz vererek keyfi yönetimini sürdürmüştür. Bunun üzerine yeniden cevap hakkı verilip verilmeyeceğinin sorulması üzerine Soğancı yeniden, yalnızca resmi üyelere söz vereceği vurgusunu yaparak toplantıyı sürdürmek istemiştir. Bu durumun demokrasiye aykırı olduğu uyarıları da dikkate alınmayınca salonda tartışmalar büyümüştür. Bu sırada, salondan bazı kişilerin yayın kurulu üyelerimize provokatif sözler ve davranışlarla sataştığı, bazı şahısların yayın kurulu üyelerimizin yakın plan fotoğraflarını çektiği gözlenmiştir. Yine bazı kişilerin sahneden yayın kurulu üyelerimiz üzerine saldırdığı (video kayıtlarımızda mevcuttur) saptanmıştır.

Tüm bunlara karşın, provokasyona gelmeyen yayın kurulu üyelerimiz ve dergi okurlarımız, sözlü tartışmalara girseler de, yapılan hakaretlere aynı düzeyde yanıt vermeyerek sakinliklerini korumuşlardır.

Bu gelişmelerin ardından, TMMOB Danışma Kurulu’nda demokrasiyi işletmek ve en temel hak olan demokratik cevap hakkını kullandırtmak yerine, Mehmet Soğancı toplantıyı iptal etmeyi tercih etmiştir. Soğancı’nın demokratik işleyişe karşı bu katı tutumu aynı zamanda, TMMOB Danışma Kurulu’na katılan TMMOB üyelerinin tümünün ifade özgürlüğünü de ortadan kaldırmıştır.

Bu durum, TMMOB’nin getirildiği noktanın ne kadar vahim olduğunu, yöneticilerinin söylemi ile eylemi arasındaki zıtlığın had safhaya ulaştığını ve sağduyulu üyelere ne kadar büyük görevler düştüğünü ortaya koymuştur.

Dünyanın hiçbir yerinde demokratik haklar egemenlerin yazdığı kurallara boyun eğerek kazanılmamıştır. Tam tersine, yasalarda ve yönetmeliklerde ne yazarsa yazsın, yaşamın her alanında demokrasi talebi meşru bir taleptir. Ne pahasına olursa olsun bu talep dile getirilir ve bunun için mücadele edilir. TMMOB yönetimi disiplin soruşturmalarıyla ve onur kurullarıyla bizi yıldıramayacak, tam tersine sergiledikleri baskıcı tutumlarla tarihe geçeceklerdir.

TMMOB’DE DEMOKRASİ İSTİYORUZ talebi de meşru bir taleptir. Bedeli ne olursa olsun bunun için mücadele edilecek ve mücadelemiz yeni biçimleriyle sürdürülecektir.

YAŞASIN TMMOB ÖRGÜTLÜLÜĞÜ

Mühendis, Mimarlık ve Planlamada Artı İVME

Etiketler: TMMOB | Yönetmelik | Tüzük | TMMOB | ŞPO | MMO | Mehmet Soğancı | Küçük Kurul | Kapitalist | İvme | İMO | Hiyerarşik | EMO | Devrimci | Demokratik | Demokrat | Demokrasi | Danışma kurulu | Danışma | Bürokratik


Açıklama No. 31 Yeni 19 Eylül’ler Yaratmak Gerekiyor

Ekim 13, 2009

Açıklama No. 31 Yeni 19 Eylül’ler Yaratmak Gerekiyor

19 Eylül 1979′da devrimci demokrat mühendis ve mimarların öncülüğünde gerçekleşen bir günlük iş bırakma eylemi, üstünden geçen 30 yıla rağmen önemini yitirmedi. Geçen yıl +İVME Dergisi’nin çabalarıyla 29 yıl aradan sonra TMMOB’nin gündemine giren, TMMOB YK başkanının yıllardan sonra hakkında açıklama yapma gereği duyduğu bu büyük iş bırakma eylemi TMMOB’nin mücadelesine ışık tutmaya devam ediyor.

1970’li yılların sonu; ekonomik koşulların ağırlaştığı, ülkemiz ekonomisine uluslararası emperyalist tekeller adına IMF tarafından müdahale edildiği, yükselen devrimci mücadele ve toplumsal muhalefetin faşist saldırılar ve katliamlarla bastırılmaya çalışıldığı bir dönemdir. Bu koşullar altında mühendis ve mimarlar da yoksullaşmadan nasibini almakta, faşist zorbalıklara hedef olmaktadır.

Mayıs 1979′da yapılan TMMOB 24. Genel Kurulu’nda oluşturulan çalışma programı çerçevesinde hazırlanan güncel ekonomik-demokratik haklar konusundaki alt program; faşist saldırılar, baskılar, grevli toplu sözleşmeli sendikal haklar konularında yapılması düşünülen çalışmaları içeriyordu. Bu programdan hareketle 16 Haziran 1979 günü yapılan basın toplantısıyla TMMOB ve bağlı Odalar şu açıklamayı yapıyorlardı:

Yıllardır emekçi halkın çıkarları doğrultusunda bir mücadeleyi yılmadan sürdüren biz mühendis ve mimarların son ekonomik tedbirlerle(!) yaşam olanaklarımız, tüm emekçi kesimler gibi ortadan kaldırılmıştır. Güncel ekonomik-demokratik haklarımızın elde edilmesi yolunda insanca yaşayabilmek ve bu yolda mücadelemizi sürdürebilmek için haklarımızı elde edinceye dek, örgütlü kitlesel gücümüzü en etkin bir biçimde kullanmak kararlılığındayız.

24 Haziran 1979 günü toplanan danışma kurulu etkin ve yaygın bir mücadele kararı aldı ve ilk adım olarak 27 Haziran’da 18 ilde bir çalışma düzenlendi. Bu çalışmaya 134 işyerinden 7500′e yakın mühendis mimar katılarak sorunları ve çözümlerini görüşerek uygulamaya yönelik kararlar aldılar. DİSK, TÖB-DER, TÜM-DER, TÜTED örgütleriyle ortak çalışma kararı alınarak il toplantıları yapıldı. Bu toplantılardan sonra 19 Eylül 1979 tarihinde, sonrasında TMMOB yöneticilerinin yargılanmasına neden olacak olan, bir günlük iş bırakma eylemi gerçekleştirildi.

19 Eylül 1979, on binlerce mühendisin iş bıraktığı ve yüz bini aşkın işçi, memur, teknik elemanın desteklediği bir eylemdir.

19 Eylül 1979, 70′li yıllardan itibaren emekten halktan yana bir mücadele veren TMMOB’nin eylemlerinin doruğudur.

19 Eylül 1979, işsizliğin, pahalılığın arttığı, örgütlenmenin ve toplumsal muhalefetin önünü kesme amaçlı faşist saldırıların, kitle katliamlarının, baskıların yaşandığı 1970′li yılların Türkiye koşullarında, kendini emekçi halkın bir parçası gören mühendis mimarların iktidarı uyardığı tarihtir.

19 Eylül 1979, bağımsızlık ve demokrasi mücadelesinin bir parçası olarak yürütülen ekonomik-demokratik hak arama mücadelesinin bir örneğidir.

19 Eylül 1979, mühendis, mimar ve şehir plancıların kendi güçlerine güvenmeleri gerektiğini, hakların ancak kararlılık, örgütlülük ve mücadeleyle alınabileceğini gösteren bir direniştir.

19 Eylül 1979, TMMOB’yi meslek alanlarına sıkıştıran, yalnızca bir meslek odası olarak gören anlayışlara atılan tokatlardan biridir.

TMMOB’nin üyelerinin büyük çoğunluğunu oluşturan ücretli mühendis mimarların haklarının her geçen gün tırpanlandığı, işsiz mühendislerin sayısının gün geçtikçe arttığı günümüzde 19 Eylül’ü yeniden hatırlamak gerekiyor. Emek mücadelesine etkili, sonuç alıcı eylemliliklerle katılmayan bir TMMOB’nin oluştuğu günümüzde, bu gerilemede payı olanlara bir zamanlar TMMOB ve mücadele tarihini yeniden hatırlatmak gerekiyor. Bugün 19 Eylül’ü sadece hatırlamak değil, geleceği geçmişten aldığımız derslerle kendi ellerimizle kuracağımız günler için mücadele etmek, yeni 19 Eylül’ler yaratmak gerekiyor.

+İVME Dergisi olarak TMMOB’nin mücadele tarihini unutturmayacağımızı ve TMMOB’yi yeniden toplumsal mücadelenin etkili bir parçası yapma uğraşımızdan vazgeçmeyeceğimizi Teoman Öztürk’ün o dönemki sözleriyle bir kez daha söylüyoruz:

Şimdi görev, bu eylemi abartmadan ve küçümsemeden; örgütlülük düzeyimizi daha da geliştirmek, işyeri temsilciliklerini yaygınlaştırmak ve güçlendirmek, önümüzdeki mücadelelere en etkin bir biçimde katılmak olmalıdır. Önümüzde zor günler vardır. Sömürüye, baskıya, zulme karşı, emperyalizme ve faşizme karşı daha tutarlı ve etkili mücadeleler gündemdedir.

Grevli-toplu sözleşmeli sendikal hakları, güncel ekonomik-demokratik hakları alma mücadeleleri gündemdedir. Tüm hakların çalışanların ve örgütlerinin hem kendi içlerinde ve hem de birlikte verecekleri sürekli ve güçlü mücadelelerle alınacağı bir an bile unutulmamalı, bu yolda her gün bir öncekinden daha tutarlı, sağlıklı ve güçlü adımlar atılmalıdır.

Bu mücadelelerle gelecek günlerin aydınlık olacağından, tüm hakların alınacağından kimsenin kuşkusu olmamalıdır.”

YAŞASIN 19 EYLÜL DİRENİŞİMİZ…

SELAM 19 EYLÜL’Ü GERÇEKLEŞTİRENLERE…

SELAM GELECEK 19 EYLÜL‘LERE…

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada +İVME Dergisi

Etiketler: Demokratik Kitle Örgütleri | Emperyalizm | TMMOB | Ücretli ve İşsiz Mühendisler | TÜTED | TÜM-DER | TÖB-DER | Teoman Öztürk | ivme dergisi | İş bırakma | Grevli-toplu sözleşmeli sendikal haklar | DİSK | Açıklama | 19 Eylül 1979


Açıklama No. 30 Kanser Hastası Devrimci Tutsak Güler Zere’ nin Serbest Bırakılmaması Cinayettir.Cinayete Seyirci Kalmayalım.

Ekim 13, 2009

Adana’da Balcalı Hastanesi’nin bodrum katında, morgun hemen yanındaki, tutuklulara ayrılmış hücrede bir ölüm kalım mücadelesi veriliyor. Bu mücadeleyi veren 37 yaşındaki Güler Zere 14 yıldır hapistedir. Yakalandığı ağız içi kanserinin zamanında teşhis edilmemesi ve tedavisinin bilinçli olarak geciktirilmesi dolayısıyla şu anda hastalığının son aşamasındadır.
Bir kanser hastası 16 metrekarelik havasız, dışı delikli sacla kaplanmış 50 cm’lik bir penceresi olan, banyosu bile olmayan bir odada tutuluyor. Hijyenin gerekli olduğu bir hastalıkla mücadele ederken çarşafları ancak haftada bir değiştiriliyor. Morale ihtiyacı varken kapısının önünde sürekli yüksek sesle konuşan askerler nöbet bekliyor, radyoterapiye gitmek için ellerinde kelepçe ile asker eşliğinde uzun bir yol yürütülüyor. İlerlemiş bir kanser hastalığının böyle koşullarda tedavisi mümkün olabilir mi?
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı 22 Haziran 2009 tarihli raporunda açıkça belirtti: "(…) hasta ağır özürlü sayılır. Yaşamı ağır risk altındadır. Radyoterapi de dahil, yoğun ve ağır bir tedavi gerekebileceğinden bu koşulların sağlanabileceği bir sağlık kuruluşunda tedavi edilmelidir. Hapishane koşullarında bu bakım ve tedavinin sağlıklı olarak yerine getirilmesi mümkün değildir”. Avukatların raporlara dayanarak yaptığı tahliye taleplerine aylarca hiçbir yanıt verilmedi, bu sırada hastalık ilerlemeye devam etti. Ardından nedense Güler Zere yeniden rapor almak üzere İstanbul Adli Tıp Kurumu’na sevk edildi. Kanseri son aşamadaki bir hasta için son derece acılı, işkenceli bir yolculukla İstanbul’a getirildi ve Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesi 2 hafta geçtikten sonra Güler Zere’nin cezasının infazına devam edilebileceği yönünde karar verdi. Kontrgerilla katillerini ve tacizci sapıkları aklayan raporlar vermekten çekinmeyen Adli Tıp Kurumu doktorları, konu bir devrimcinin yaşamı olduğunda, ettikleri hipokrat yeminini ve insanlıklarını unutarak, şu an damağı tümüyle alındığı için yalnız başına beslenmesini bile sağlayamayan bir hastanın mahkumiyetine devam yönünde rapor verebiliyor.
Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun hapishane koşullarında tedavisi mümkün olmayan hasta hükümlülerin cezasının infazının ertelenmesi gerektiği hükmünü içermektedir. Yani devlet, şu an Adli Tıp eliyle kendi yasasını uygulamamanın çabası içindedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi iç tüzüğünün 39. maddesinde Güler Zere gibi ölüm riski taşıyan herkes için geçici tedbir uygulaması varken, AİHM de kendi hukukuna aykırı davranarak Adli Tıp raporunu destekliyor. Neden mi? Çünkü Güler Zere’nin durumu emperyalizmin onayı ve desteğiyle ülkemize yerleştirilmiş olan F Tipi hapishanelerin ve tecrit politikasının doğrudan bir sonucudur. Dün hücre tipi hapishanelerin açılmasını savunan, mahkumların bu hapishaneye nakli için yapılan 19 Aralık “Hayata Dönüş” katliamı karşısında sesini çıkarmayan AİHM, elbette bugün de Güler Zere ile ilgili Adli Tıp Kurumu kararını destekleyecektir.

Tecrit öldürüyor!

Hücre tipi cezaevi modelinin uygulanmasından bu yana, yüzlerce tutuklu ve hükümlünün ciddi ve kalıcı sağlık sorunlarına yakalandığı biliniyor. Tecritte mahkumlar fiziksel ve psikolojik hastalıklara davetiye çıkaran koşullarda tutuluyor ve bir hastalık durumunda tedavileri bilinçli olarak geciktirilerek ya da engellenerek erken teşhis edildiği takdirde iyileşmesi mümkün olan hastalıklarda düzelme imkanı ortadan kaldırılıyor. Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Genel Sekreteri Dr. Metin Bakkalcı 2008 yılında hapishanelerde sağlık sorunu nedeniyle tahliye edilmesi gerekirken edilmeyip hayatını kaybeden kişi sayısını 39 olarak açıkladı. Elbette bu TİHV’in bilgisine ulaşabildiği ölümler üzerinden yapılmış bir tespit, ama Adalet Bakanlığı’nın sitesindeki veriler hapishanelerdeki can kayıplarının daha fazla olduğunu ortaya koyuyor. Türk Tabipleri Birliği F tipi hapishanelere yaptığı ziyaretler sonucunda, tecritin insan üzerindeki tıbbi etkilerini sunduğu bilimsel raporunda ‘’Görme Alanında Daralma, İşitme Duygusunda Azalma, Sinirsel Tipte Sağırlık, Tinnitus (çınlama), Tümör Büyüme Hızının artışı…’’ biçiminde uzayıp giden sonuçları ortaya koyuyor. İşte bu yüzdendir ki Güler Zere’nin hastalığının ve serbest bırakılmadığı takdirde kaçınılmaz olacak ölümünün sorumlusu devletin tecrit politikasıdır.

Söz vermiştiniz!
Hücre tipi hapishanelere karşı 7 yıl süren bir ölüm orucu mücadelesi yürütüldü. Bu mücadelede 122 insan hayatını kaybetti. Son olarak, açık haksızlıklar ve aralıksız işkenceye uğrayan müvekkillerinin haklarını koruyabilmek için ölüm orucuna başlamaktan başka çare bulamayan Avukat Behiç Aşçı da ölüm orucuna başlamıştı. Behiç Aşçı, 293 gün sürdürdüğü ölüm orucu eylemine, hayatını kaybetmek üzereyken, Adalet Bakanlığı’nın 22 Ocak 2007 tarihinde yayınladığı 45/1 sayılı genelge sonucu son verdi. Bu genelge F tipi hapishanelerde bulunan tutuklu ve hükümlülerin onar kişilik gruplar halinde haftada 10 saat sohbet edebilmeleri hakkını tanıyordu. Genelgede düzenlenen bu hak disiplin kararlarıyla engellenemeyecek, tüm tutsaklara tanınması şart olan bir haktı.
O dönemde, toplumsal muhalefetin sözcüsü olan kurumlardan DİSK, KESK, TMMOB ve TTB sohbet hakkının takipçisi olacaklarına söz vermişlerdi. Hatta “Bu genelge uygulanmazsa biz de seninle birlikte ölüm orucu yapacağız” demişlerdi Behiç Aşçı’ya. Genelge uygulanmadı. Sohbet hakkının takipçisi olmayı taahhüt eden kurumların, genelgenin uygulanmadığı defalarca basın yayın organlarında dile getirilmesine ve bilinmesine karşın, verdikleri söze karşılık gelen bir çaba gösterdiklerini söylemek ne yazık ki mümkün değildir.
TMMOB, 25-28 Mayıs 2006’da Ankara’da yapılan 39. Olağan Genel Kurulu’nda “tutuklu ve hükümlülerin tecridine dayalı hücre (F) tipi cezaevi uygulamalarına son verilmesi, cezaevlerinde insani yaşam koşullarının hakim kılınması için” çalışmaların sürdürülmesi kararını almıştı. Mehmet Soğancı imzasıyla 25 Ocak 2007 tarihinde yapılan “F Tipi Cezaevleri İçin Yayımlanan Genelge Umut Vericidir, Ancak Bu Adım Burada Durmamalıdır” başlıklı açıklamada da, Bakanlığın yayımladığı genelge olumlu bir adım olarak değerlendirilmiş ancak “Bu adım burada durmamalıdır. (…) hücre (F) tipi cezaevi uygulamalarına son verilmeli, cezaevlerinde insani yaşam koşulları sağlanmalıdır” denmişti.
İşte bugün tecrit bir can daha almak üzere. Güler Zere’nin durumu burjuva basında bile ses getirmişken, birçok gazeteci yazar aydın Zere’nin serbest bırakılması taleplerini dile getirirken, aynı taleple birçok ilde demokratik kitle örgütlerinin oluşturduğu platformlar eylemler yapmaktayken, TMMOB’den henüz hiçbir ses çıkmadı. TMMOB her Cuma İstanbul’da Taksim’de düzenlenen kitlesel yürüyüşlere katılmıyor, konuyla ilgili bir basın açıklaması olsun yayımlamıyor, kısacası bu mücadele içinde yer almıyor. Bu sessizlik demokratik kitle örgütü sıfatını taşıyan bir örgüte yakışmıyor. Üstelik de bu örgüt bu toplumsal sorunun takipçisi olacağına söz vermişse… Şimdi bizler, devrimci demokrat TMMOB üyeleri, haklı olarak TMMOB’nin GK’da aldığı tecride karşı mücadele etme kararının, sürecin takipçisi olma taahhütünün gereğini yerine getirmesini, verdiği sözün sorumluluğunu taşımasını bekliyoruz.

Merhamet Değil, Af Değil; Adalet İstiyoruz!

Bizler demokrat ve devrimci mühendis mimar ve şehir plancıları olarak sorumluluğumuzun farkındayız. Biliyoruz ki tecrit politikası yalnızca hapishanedeki tutsakları değil, tüm toplumu teslim alma politikasıdır. İnsanları yalnızlaştırma, güçsüzleştirme, düşüncelerinden inançlarından vazgeçirme politikasıdır. Biliyoruz ki Güler Zere’ye sahip çıkmak, düzene muhalif insanların var olma hakkına sahip çıkmaktır.
Bizler merhamet değil, af değil; adalet istiyoruz. Yasaların çifte standart olmaksızın tüm vatandaşlara uygulanmasını istiyoruz. Tüm insan hakları sözleşmeleri yaşama hakkını en temel hak sayar; hakkımızı istiyoruz. İnsan olmanın sorumluluğunu duyan tüm mühendis, mimar ve şehir planlamacılarını Güler Zere’yi ölümün ellerinden çekip almak için birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz. Adli Tıp Kurumu’nun tekrar toplanarak Güler Zere için karar vereceği 27 Ağustos Perşembe günü Yenibosna’daki Adli Tıp binasının önünde buluşmaya tüm meslektaşlarımızı davet ediyoruz.
Güler Zere’ye Özgürlük!

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada +İVME Dergisi


AÇIKLAMA NO 29: İnşaat Mühendisleri Odası’nın Yetkinlik Uygulamasını Bir Kez Daha Durdurduk

Ekim 13, 2009

İMO’nun Danıştay kararıyla durdurulan Yetkin İnşaat Mühendisliği Yönetmeliği’nin ardından hazırladığı Yetkinlik Belgelendirme Yönetmeliği de +İVME Dergisi’nin açtığı davayla durduruldu.

1990’lı yıllardan bu yana mühendis-mimarların ve TMMOB’nin gündeminde olan, özellikle 1999 Marmara Depremi’ndeki yıkımları ve can kayıplarını yalnızca mühendis-mimarların sırtına yükleyen bir çarpıtmayla gerekçelendirilerek hazırlıklarına hız verilen yetkin-yetkili mühendislik uygulamasıyla ilgili olarak, İnşaat Mühendisleri Odası 2006’da Yetkin İnşaat Mühendisliği Yönetmeliği’ni yayınlamış ve ilk yetkin mühendislik belgelerini dağıtmaya başlamıştı. ABD’deki profesyonel mühendislik (professional engineering) uygulamasından kopya edilerek oluşturulmuş bu yönetmelik, bir mühendisin imza yetkisi alabilmek için 5 yıl boyunca bir yetkin mühendisin gözetiminde çalışması, Oda tarafından belli bir ücret karşılığında yapılacak sınavdan geçmesi gibi kriterler getiriyordu.

Haziran 2006’da Yetkin Mühendislik başlığıyla yayınlanan ilk sayısından itibaren İvme Dergisi, meslektaşlarımızı, özellikle de yeni mezun meslektaşlarımızı sermayeye ucuz işgücü olarak sunan bu uygulamaya karşı çıkmıştır.

Öte yandan 1995 yılında imzalanan Hizmet Ticareti Genel Sözleşmesi (GATS) ile Avrupa Birliği uyum süreci de hizmetlerin serbest dolaşımı için mesleki yeterliliklerin karşılıklı tanınması kapsamında benzer bir belgelendirme sürecini öngörmektedir. Kısacası yetkin mühendislik ve belgelendirme, ülkemize gelecek olan uluslararası hizmet tekellerine de ucuz işgücü yarattığı gibi, ayrıca ulusal mühendislik gücümüzün önüne de bir “belge duvarı” çekilerek tasfiyesine yol açacaktır.

Mesleki demokratik kitle örgütü olarak üyelerinin çıkarlarını savunması gereken TMMOB ve bazı Odalar etkin yönetim anlayışları ise, üyelerini, mesleklerini icra etme yetkilerini de ellerinden alarak sermayenin sömürüsüne eli kolu bağlı terk eden yetkin mühendislik uygulamasını bizzat hayata geçirmeye çalışmışlar, 2005’te Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nın siparişiyle “Yetkili Mühendis, Mimar ve Şehir Plancılarının Belirlenmesi ve Belgelendirilmesine İlişkin Kanun Tasarısı Taslağı”nı hazırlamışlardır.

Mayıs 2004’teki TMMOB GK’da “TMMOB Meslek İçi Eğitim ve Belgelendirme Yönetmeliği” kabul edilirken, yetkinlik uygulaması ise İMO tarafından 2006’da hazırlanan bir yönetmelikle hayata geçirilmiştir. Bu yönetmeliğe +İvme Dergisi yayın kurulu üyesi İnş. Müh. Ercan Atalay tarafından açılan davada Danıştay 8. Dairesi 6 Kasım 2007’de yürütmeyi durdurma, 18 Kasım 2008’de ise iptal kararı vermiştir.

İnşaat Mühendisleri Odası ise mahkeme kararını ciddiye almak yerine, yetkin mühendisliği uygulama konusundaki ısrarını sürdürmüş ve kararın etrafından dolanma çabasıyla yeni bir yönetmelik hazırlamıştır. Yetkinlik Belgelendirme Yönetmeliği adındaki bu “yeni yetkin mühendislik yönetmeliği”, bir öncekinden yalnızca isim bakımından farklıdır. Üstelik bu yalnızca bizim iddiamız da değildir; 12 Eylül 2008’de yapılan İMO 41. Dönem Danışma Kurulu’nda söz konusu yönetmelik tartışılırken bizzat yetkin mühendislik kurulu başkanı tarafından söylenen “Biz zaten daha önceden benimsediğimiz bir yönetmeliği allayıp pullayıp yeniden yürürlüğe koymak için burdayız. Herkes bu danışma kurulunun bir oyun olduğunu biliyor zaten” sözleri, iki yönetmeliğin içerik olarak birbirinden farksız olduğunun en yetkili ağızdan doğrulanmasıdır.

15 Şubat 2009’da Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren bu yeni yönetmeliğe de +İvme Dergisi adına yayın kurulu üyemiz İnş. Müh. İsmail Ozan Demirel tarafından 16 Nisan 2009 tarihinde dava açılmıştır. Danıştay 8. Dairesi ise 8 Temmuz 2009 tarihinde oybirliğiyle Yetkinlik Belgelendirme Yönetmeliği’nin yürütmesini durdurma kararı almıştır. Böylece +İvme Dergisi, İnşaat Mühendisleri Odası’nın yetkin mühendislik uygulamasını ikinci kez durdurmuştur.

Kararın gerekçesi “(…) mühendislik mesleğinin niteliği, mühendis ve yüksek mühendis gibi unvanların neler olduğu ve bunların kimler tarafından kullanılacağı, ayrıca meslek alanında lisans eğitimi sonrasındaki yüksek lisans, doktora, doçentlik, profesörlük gibi aşamalar ilgili düzenlemelerin yukarıda açıklanan 3458 ve 2547 sayılı Yasalarda düzenlenmiş olması karşısında, anılan Yasa hükümlerinin verdiği açık bir yetkiye dayanmayan ve anılan yasal düzenlemelerde yer alan tanımları aşar bir şekilde yeni tanımlar ve düzenleme getiren dava konusu Yönetmelikte yetki yönünden hukuka uyarlık bulunmamaktadır” şeklinde ifade edilmiştir. Bu karar da, bir önceki yürütmeyi durdurma kararında olduğu gibi, İvme’nin savunduğu “mühendislik eğitiminde belgelendirmeyi üniversiteler yapmalı; odaların yapması gereken ise, kimin neyi bildiğini ölçmek yerine üretilen mühendislik hizmetlerini ya da bu hizmetleri denetlemesi gereken kurumları denetlemek olmalı” görüşünün haklılığını bir kez daha ortaya koymuştur.

Son olarak şunu da eklemek isteriz; bir süredir TMMOB içinde, dün yetkin mühendisliği savunanların bugün İMO’nun yetkinlik uygulamasına kendilerinin de karşı olduklarını söyledikleri duyulmaktadır. Bu kişiler bugün belgelendirmeyi savunuyor, yetkin mühendislik tartışmasının ise artık bittiğini, tüketildiğini hemen sözlerine eklemeyi unutmuyorlar. Bu durum, yetkin mühendisliğe karşı ideolojik mücadelenin kazanıldığını gösterdiği gibi, kavramlar üzerinde yeni bir bulanıklık yaratma çabasına da işaret etmektedir: Bugün birçok Odanın belgelendirme uygulamasının, mühendis emeğinin değersizleştirilmesine yol açma anlamında yetkin mühendislikten özde bir farkı yoktur.

İvme Dergisi yetkin-yetkili mühendislik başta olmak üzere meslektaşlarımızı sermayenin ucuz işgücü haline getirecek tüm uygulamalara karşı mücadelesini kararlılıkla sürdürecektir.

Mühendislik Mimarlık ve Planlamada +İVME


Açıklama No. 28: İMO’da Soruşturma Terörüne Son, TMMOB ve İMO’da Demokrasi İstiyoruz

Ekim 13, 2009

http://ivmedergisi.googlepages.com/ivme_logo1.JPG

İMO’da SORUŞTURMA TERÖRÜNE SON TMMOB ve İMO’da DEMOKRASİ İSTİYORUZ

TMMOB önünde demokrasi nöbeti başlatmamız üzerinden tam bir ay geçti. İMO’da başlatılan, TMMOB etkin yönetim anlayışı tarafından da sürdürülen devrimci demokrat mühendislere dönük tasfiye ve siyasi linç hareketine karşı bir aydır TMMOB önündeyiz.

Taleplerimiz, İnşaat Mühendisleri Odası’nda yaşanan süreçten ve sonrasından genel olarak rahatsızlık duyan ve bu sürecin çözülmesi gerektiğini düşünen tüm demokrat meslektaşlarımızın altına imza atabileceği taleplerdir.

Hatırlanacağı gibi 14 Mart 2009 tarihinde İMO 2. Öğrenci Üye Kurultayı’nda bazı İMO yönetici ve çalışanlarının öğrenci üyelere fiziki saldırısıyla başlayan süreç, 3 Haziran’da İMO Küçük Kurulu’nda yaşanan kavgayla devam etmiş, 11 Haziran 2009 tarihinde ise TMMOB YK başkanının gözleri önünde çoğunluğunu mühendis-mimar olmayanların oluşturduğu 100 kişilik bir grubun ellerinde bıçaklarla devrimci demokrat mühendislere saldırmasıyla başka bir boyuta ulaşmıştı.

Bu yaşananlar karşısında bizler İvme Dergisi olarak
• İMO’daki tüm bu süreçle ilgili tarafsız bir araştırma komisyonu kurulması
• Bu süreçle ilgili gerçeklerin tüm devrimci demokrat kamuoyuna açıklanması,
• Örgüt içi demokrasiyi tartışmak üzere TMMOB demokrat üye toplantısı yapılması
talepleriyle bir aydır her pazartesi TMMOB’nin önündeyiz.

Ne var ki TMMOB yönetimi bir aydır binalarının önünde demokrasi nöbeti tutan üyelerinin taleplerine gözlerini kapatmış durumdadır. Bu, örgüt içi demokrasi talebini görmezden gelmektir. İMO yönetimi ise bırakalım örgüt içi demokrasi talebini gündemine almayı, antidemokratik uygulamalarına yenilerini ekleyerek YÖK’ün üniversite öğrencilerine açtığı soruşturmaların benzerlerini +İvme yayın kurulu üyelerine açmakla meşguldür.

“(…) 2. Öğrenci Kurultayı’nda dağıttığınız bildiriler ve dahil olduğunuz olaylar ile ilgili gerekçeleri tarafımıza bildirmenizi (…)” denilerek bildiri dağıtmak soruşturma konusu yapılmış, İMO yöneticilerinin tekme tokatlar ve ağza alınmayacak hakaretlerle yaptığı saldırıyla ilgili mağdur olan Mustafa Gezegen ve Murat Kılınç adlı yayın kurulu üyelerimiz, henüz yanıt vermeleri bile beklenmeden öğrenci üyelikten çıkarılarak cezalandırılmışlardır.

Cezalandırmalar öğrenci üyelerle sınırlı kalmamış, 13 Temmuz 2009 tarihinde İMO’ya kayıtlı 5 +İvme yayın kurulu üyesine Oda tarafından soruşturma açılmıştır.

Yayın Kurulu üyelerimize gönderilen metnin daha ilk cümlesinde “saldırıyı gerçekleştirenler arasında bulunan ve/veya İvme Dergisi Yayın Kurulu’nda yer alan” ifadesinde birbirinden vahim iki nokta bulunmaktadır: Öncelikle “saldırıyı gerçekleştirenler” denilerek, soruşturma adı altında yazılmış bu metinde soruşturmanın sonuçlandırılması beklenmeden hüküm verilmiştir. İMO yönetiminin demokrasi anlayışı anlaşılan “suçu ispatlanıncaya kadar herkes masumdur” ilkesini kabul eden burjuva hukuku kadar bile ileri değildir.

Öte yanda ise bu cümleden, İvme Dergisi yayın kurulu üyesi olmanın İMO yöneticileri için soruşturma sebebi olduğu ortaya çıkmıştır. İMO yönetimi açıkça İvme’ye –ve muhtemelen kendisinden farklı düşünen ve bunu ifade eden herkese de- düşmanlık içindedir. Bunun en somut kanıtı soruşturma açtığı kişilerdir. Soruşturma açılan 5 kişiden sadece 2’si Ankara’da ikamet etmekte ve Ankara’daki Küçük Kurul’un üyesi olmaktadır; geri kalan 3 kişiden ikisi İstanbul’da, biri ise Libya’da ikamet etmektedir.

Devlet bile yayınlarla ilgili yalnızca sorumlu yazı işleri müdürünü sorumlu tutarken, İMO yöneticileri bu noktada devleti de geride bırakmıştır: İMO yöneticileri tüm İvmecileri, İvme Dergisi üyesi olmayı suçlamaktadır. Acaba İMO yöneticileri İvme Dergisi okuyan mühendislere de bu dergiyi okudukları için soruşturma açmayı ya da İvme’nin desteklediği listelere oy vereceklere dönük herhangi bir cezai işlem uygulamayı da düşünmekte midir? Ya da başka odalara kayıtlı İvme yayın kurulu üyelerine de soruşturma açılması için -3 Haziran sonrası Odalara peşpeşe yaptırılan açıklamalar sayesinde çok iyi anladığımız- nüfuzlarını kullanacaklar mıdır?

İMO yönetimi İvme Dergisi üyesi olmayı soruşturma gerektiren bir suç gibi göstermeye çalışırken aynı zamanda bir taşla iki kuş vuracaktır: Örneğin soruşturma açılan İMO İstanbul Şb. üyesi arkadaşlarımız geçtiğimiz yıl “Demokrat İnşaat Mühendisleri” olarak çıkarılan listede yönetim kurulu adayları olmuşlardır. İMO yöneticileri İvme üyesi inşaat mühendislerine ceza vererek yayın kurulu üyelerimizin olası adaylıklarını da engelleyerek tasfiye operasyonlarını boyutlandırmaya çalışmaktadır.

Soruşturma metninin tamamı düşünce ve düşünceyi ifade özgürlüğüne aykırıdır.
Soruların önemli bir bölümünün İvme’nin yazı ve açıklamalarında geçen ifadelerle ilgili olması bunun en somut kanıtıdır. İvme Dergisi’nin yayınlarıyla ilgili soruların soruşturmaya konu olan olaylarla ilgili sorulardan çok daha fazla olması, İMO yönetiminin amacının soruşturma yapmak değil, İvme Dergisi’ni mahkum etmek olduğunu açıkça göstermektedir.

Soruşturma metni evrensel hukuk kurallarına olduğu gibi TMMOB yönetmeliklerine de aykırılık içermektedir. TMMOB disiplin yönetmeliğinde “kişiye yöneltilen suçun açık ve anlaşılır biçimde olması” gerektiği ifade edilmesine karşın soruşturma metninde herhangi bir suç tanımı yapılmamaktadır. Dolayısıyla sorulara verilecek yanıtlarla daha sonra bir “suç” tarifi yapılacağı anlaşılmaktadır.

Ayrıca 3 Haziran’da yapılan Küçük Kurul ile ilgili İMO yöneticileri oda organları kullanılarak böyle bir soruşturma yürütmeye yetkili değildir. Zira resmi yönetmeliklerde “küçük kurul” adıyla anılan bir kurul yoktur. Küçük Kurul, oda organlarının dışında, demokratların kendi aralarındaki hukuk çerçevesinde oluşturdukları bir kuruldur. Bu kurulda yaşananlar Oda’nın resmi yapısını ilgilendirmez. Yapılmaya çalışılan soruşturma bu yönüyle de hukuk dışıdır.

İvme Dergisi’nin yayınlarında kullandığı ifadeler, hatta kendi kendisini tanımlamak için kullandığı ifadeler bile İMO yönetimi tarafından soruşturmaya konu edilirken nedense İMO ve TMMOB tarihi için bir yüz karası olan 11 Haziran gününden, yani gizli çağrılanmış Küçük Kurul toplantısında, İMO Ank. Şb. önüne “getirtilen” eli bıçaklı sokak serserilerinin TMMOB YK ve bazı Oda başkanlarının gözü önünde devrimci demokrat mühendislere saldırmasından, sonra TMMOB tarihinde bir ilk olarak devrimci demokrat üyelerin içeri girmesini engelleyen polis barikatı arkasında toplantı yapılmasından hiç söz edilmemiştir.

İMO yönetiminin sorunu çözme değil, dergimizi mahkum etme amacıyla, bir sıkıyönetim savcısı mantığı ve diliyle, dergi yayın kurulu üyelerimizin bir kısmını sorgulamaya çalışarak yürüttüğü bu hukuk dışı soruşturma, Odalarda demokrasi anlayışının gerileye gerileye vardığı noktayı ve İvme Dergisi tarafından yürütülen “TMMOB’de Demokrasi İstiyoruz” kampanyasının haklılığını bir kez daha göstermiştir.

Bizler +İvme Dergisi olarak söylediğimiz tüm sözlerin virgülüne kadar arkasında olduğumuzu ve mücadelemizin dedikodularla, hakaretlerle, işten atmalarla, eli bıçaklı adamlarla yapılan linç girişimleriyle ya da soruşturma terörüyle son bulmayacağını buradan bir kez daha duyuruyoruz.

Gerçeklerin açıklanması ve adaletin yerini bulması için TMMOB önünde her Pazartesi tuttuğumuz demokrasi nöbetini haftada ikiye çıkarıyoruz. Hukuk dışı bir soruşturma üzerinden süren tasfiye politikasını protesto etmek üzere bundan böyle Salı günleri İMO önündeyiz.

İMO’da ve TMMOB’de DEMOKRASİ İSTİYORUZ.


Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada +İVME DERGİSİ


İvme Genç: Öğrenci Üyeler TMMOB’de Demokrasi İstiyor

Ekim 10, 2009

TMMOB ve bağlı Odalar etkin yönetim anlayışının, öğrenci üyelerin bağımsız bir düşünce ve eylemlilikleri olmasına tahammül gösteremediği uzun zamandır biliniyor. Özellikle bir “TMMOB politikası” haline getirilmeye çalışılan Yetkin Mühendislik konusunda, öğrencilerin yaşamlarını, geleceklerini doğrudan etkileyecek bu düzenlemeye karşı çıkmaları, bu yönetim anlayışının şimşeklerini çekmelerine yeterli oldu. Yetkin mühendisliğe muhalefet eden, uyarıldıkları azarlandıkları halde, muhalefet etmekte de ısrar eden birçok öğrenci komisyonu tasfiye edildi veya işlevsizleştirildi. TMMOB Öğrenci Kurultayı çeşitli gerekçelerle yaptırılmadı, Oda Öğrenci Kurultayları ise müdahalelere uğradı. Yetkin mühendislikten söz eden yazılar sansürlendi. Genel Kurullar’da ise TMMOB’nin demokratik gelenekleri tüzük ve yönetmeliklere hapsedilerek, öğrencilerin söz hakkı kullandırılmadı.

Ne var ki öğrencilere dönük baskılar bununla da sınırlı kalmadı. İnşaat Mühendisleri Odası’nda 14 Mart 2009 tarihinde yapılan 2. Öğrenci Üye Kurultayı’nda öğrenciler bildiri dağıttıkları için yöneticilerin hakaret ve küfürlerine, tekmeli tokatlı saldırılarına maruz kaldılar . Bu saldırı 4 Nisan 2009’da yapılan TMMOB Danışma Kurulu’nda öğrenciler tarafından DK üyelerine anlatıldı. Ancak ne TMMOB yönetimi ne de Oda yönetimleri, bu saldırı karşısında herhangi bir tepki vermediler. Hiçbirisinin ağzını bıçak açmadı; bırakın kınamayı, “Nedir bu olay” diye bir açıklama soran bile olmadı.

Bu tepkisizlikten aldıkları güçle İMO yöneticileri devrimci öğrencilere küfür ve hakaretlerini sürdürdüler. Bu tavır nedeniyle 3 Haziran İMO Küçük Kurulu’nda kavga çıktı, ardından İMO yönetiminin öğrenci ve devrimcileri Küçük Kurul’dan atmak için gizli örgütlediği 11 Haziran tarihli Kurul’da, TMMOB tarihinde bir ilk diyebileceğimiz çirkin olaylar yaşandı. İMO yöneticileri, TMMOB Başkanı ve bazı Oda başkanlarının gözleri önünde, dışarıdan getirttikleri, mühendis olmayan ve kimilerinin elinde bıçak olan bir güruhu öğrencilerin üzerine saldırttı. Ardından Oda polis kordonuna alınarak öğrencilerin içeri girmesi engellendi. Bu duruma seyirci kalmakta sakınca görmeyen Oda yönetimi, içeride “gönül rahatlığıyla” toplantısını yaparak devrimcileri Küçük Kurul’dan atma kararını “demokratik bir biçimde” aldı.

TMMOB ve Oda yönetimlerinin bu olaylar yaşanırken yaptıkları ve yapmadıkları, İMO yönetimini daha da pervasızlaştırdı. İMO yöneticileri öğrencilere dönük baskılarına yenilerini ekleyerek YÖK’ün üniversite öğrencilerine açtığı soruşturmaların benzerlerini öğrencilere açtı. Ancak öğrencilerin cevabını dahi beklemeden İMO’lu Mustafa Gezegen, Murat Kılınç, Mustafa Kızıl ve Barış Önal adlı arkadaşlarımız öğrenci üyelikten çıkartılarak cezalandırıldı.

Genç-İMO’da yaşananlara benzer bir süreç yakın zamanda EMO-Genç’te de (Elektrik Mühendisleri Odası Öğrenci Komisyonu) yaşanmaya başlanmıştır. Bu yıl 1.si düzenlenen EMO-Genç Yaz Eğitim Kampı’nın ardından, ilk yönetim kurulu toplantısında İzmir EMO-Genç Yürütme Kurulu feshedimiştir. Ardından EMO İzmir Şubesi Danışma Kurulu’na katılmak demokratik hakları olduğu halde EMO-Genç üyesi arkadaşlarımız, yönetmelikler gerekçe gösterilerek önce danışma kurulundan, sonra da Oda’da toplantının yapıldığı kattan zorla çıkartılmışlardır.

Ardından Şube yönetimi kampa katılan bazı öğrencilere soruşturma açmıştır. Öğrenci kampında yaşananlardan kaynaklı olarak arkadaşlarımızdan savunmaları istenmiştir. Bu soruşturma da İMO’da olduğu gibi gelişigüzel, yalnızca cezalandırmak mantığıyla açıldığı için, savunması istenen öğrencilerden biri kampta olmadığı sırada yaşananlardan ötürü sorgulanmaktadır.

Son dönemde öğrenci üyelerin yaşadığı bütün baskıların ardında, etkin yönetim anlayışının, farklı fikirlerden korkan, statükocu tavrının yattığı gayet açıktır. Ancak öğrenciler bu baskılar karşısında fikirlerini savunmaktan vazgeçmeyecekler, TMMOB’nin demokratik geleneklerine sahip çıkmaya devam edeceklerdir.


İvme-Genç

Etiketler: TMMOB | Demokrasi | Öğrenci | Oda | Kurultay | İMO | İnşaat Mühendisliri Odası | Danışma kurulu | Küçük Kurul | Mustafa Gezegen | Murat Kılınç | Mustafa Kızıl | Barış Önal | Emo-genç | İvme Genç | Yaz Kampı


TMMOB Önündeyiz

Haziran 29, 2009

Cumartesi günü yaptığımız basın açıklamasında da belirttiğimiz gibi gerçekler açıklanana ve adalet yerini bulana kadar her pazartesi TMMOB önündeyiz. Bugün de sabah saat 09:00′dan itibaren TMMOB önünde yerimizi aldık.

Taleplerimiz;

  • İMO’daki tüm bu süreçle ilgili tarafsız bir araştırma komisyonu kurulsun.
  • Bu süreçle ilgili gerçekler tüm devrimci demokrat kamuoyuna açıklansın.
  • Örgüt içi demokrasiyi tartışmak üzere TMMOB demokrat üye toplantısı yapılsın.

Bu taleplerimizi desteklemek isteyenleri imza kampanyamıza imza atmaya
çağırıyoruz.

TMMOB’de Demokrasi İstiyoruz !

http://tmmobdedemokrasiistiyoruz.com sitemizi ziyaret ederek desteğinizi verebilirsiniz.


Açıklama No.27: Gerçekler Açıklansın, Adalet İstiyoruz

Haziran 28, 2009

İvme

TMMOB’nin mesleki demokratik kitle örgütü özelliği kazanması, TMMOB’yi TMMOB yapan gelenekler, devrimci-demokrat mühendislerin özellikle 70’li yıllarda vermiş olduğu mücadele ile sağlanmıştır. Teoman Öztürkler döneminde yaratılan bu gelenekler ve mücadale örgütü olma özellikleri ise 80 sonrası yitirilmeye başlanmıştır.

Son yıllarda ise, TMMOB etkin yönetimi tarafından, devrimci-demokrat mühendislerin çalışmaları açıktan engellenmeye başlanmış, örgüt içi demokrasi kanalları tıkanarak devrimci demokrat mühendisler TMMOB’den uzaklaştırılmaya çalışılmıştır.

İvme Dergisi’nin yetkin mühendislik konusundan başlayarak TMMOB içerisindeki tüm sorunları açığa çıkarma ve yanlışlıkları mahkum etme çabası, TMMOB’yi dönüştürme mücadelesi, TMMOB’ye hakim anlayışın devrimci-demokrat mühendislere olan tahammülsüzlüğünü iyice su yüzüne çıkarmıştır.

İşte bu tahammülsüzlük ve saldırganlık en sonunda, 11 Haziran’da İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şube Küçük Kurul’da İvme Dergisi üyelerine dönük fiziki linç girişiminin gerçekleştirilmesine kadar varabilmiştir.

İMO’da İvme Dergisi üyelerine ve okurlarına karşı 2008-2010 çalışma döneminin başından bu yana sistematik bir baskı ve tasfiye çabası sürmekteydi. Bu tasfiye operasyonu, önce İMO Ankara Şube’de Yönetim Kurulu yedek üyesi olan İvme dergisi üyelerinin toplantılara alınmaması ile başlamış, örgüt kurullarından İvme dergisi üyelerinin dışlanma çabası ile de devam etmiştir. Genç-İMO seçimlerinde öğrencilerin oyları ile seçilmiş temsilcilerin İvme’ye yakın olması sebebi ile atanmaması bu tasfiye çabasının bir başka adımı olmuştur. İMO’da, İMO etkin yönetimi anlayışı tarafından İvme Dergisi üyelerine yönelik sürdürülen sistematik baskı ve tasfiye çabaları, 14 Mart İMO Öğrenci Kurultayı ile beraber fiziki saldırı boyutuna varmıştır.

Öğrenci Kurultayı’nda Genç-İMO seçimlerinde yaşanan antidemokratik uygulamaları protesto amacı ile bildiri dağıtmak isteyen, aralarında İvme dergisi üyelerinin de bulunduğu öğrencilere İMO yöneticileri ve teknik görevlileri tarafından ana avrat küfürler eşliğinde tekme tokat saldırı gerçekleştirilmiştir. Bu saldırıya arkadaşlarımız tarafından bir karşılık verilmemiş, bu yapılan saldırı Kurultay’da teşhir edilmiştir.

Bu saldırı İvme dergisi üyeleri tarafından, 4 Nisan’da TMMOB Danışma Kurulu’nda anlatılmış ve mahkum edilmiştir. Ne var ki TMMOB yönetimi de Oda yönetimleri de bu saldırıya karşı hiçbir tepki vermemişlerdir. Bu tepkisizlikten aldıkları güçle İMO yöneticileri İMO’da devrimcilere küfür ve hakaretlerine devam edebilmişlerdir. Bu hakaret ve küfürler Mayıs ayındaki Küçük Kurul’da “aydınlıkçı, faşist” gibi aşağılık bir noktaya vardırılmıştır.

3 Haziran’da İMO Ankara Şube Küçük Kurul’da bu aşağılık küfürlerin özeleştirisi istenmiş, bırakın özeleştiri vermeyi aynı küfürler İMO Merkez yöneticisi tarafından sahiplenilmiş ve aynı yönetecinin yarattığı provokasyonla da kavga çıkmıştır. Bu kavgada bazı İMO yöneticileri ve teknik görevlileri İvme dergisi üyelerine sopalar ile saldırmaya kalkmış, bu saldırganlar arkadaşlarımız tarafından engellenmiştir.

14 Mart’ta başlayan bu fiziki saldırılar, 3 Haziran İMO Ankara Şube Küçük Kurulu’nda yaşanan olaylardan sonra TMMOB ve İMO etkin yönetim anlayışı tarafından gerçekler çarptırılarak ve manipule edilerek siyasi bir linç kampanyasına evrilmiştir. TMMOB ve İMO etkin yönetim anlayışının gerçekleri bilinçli bir şekilde çarpıtarak başlattığı bu siyasal lince birçok Oda yönetimi de ortak olmuştur.

Bu siyasal linç ortamından güç alan İMO yönetimi 11 Haziran’da gizli bir Küçük Kurul örgütlemeye kalkışmıştır. Muhalif gördükleri hiçbir kesimi çağırmadıkları bu gizli Küçük Kurul’a katılmak için İMO’ya giden Küçük Kurul üyesi İvme Dergisi üyeleri ise karşılarında mühendis olmayanların çoğunluğunu oluşturduğu 100 kişilik bir kalabalık ile karşılaşmıştır. Bu kalabalık arkadaşlarımıza saldırmış, bu saldırıda kalabalıktan bazıları bıçak çekmiş, tam bir fiziki linç girişimi tezgahlanmıştır. Bu saldırı sonucu yaralanan arkadaşlarımız Küçük Kurul’a girmekte ısrarcı olunca bu defa karşılarında polisi bulmuştur. İşte TMMOB tarihinde bir ilk olarak, TMMOB YK Başkanı’nın da katıldığı bir toplantıya devrimcilerin katılımı polis barikatı ile engellenmiştir.

Yetkin Mühendislik, örgüt içi demokrasi kanallarının işletilmemesi, Odaların ticari ilişkileri, hizmet üretimi, yönetim anlayışı gibi konularda yaşanan savrulmalara karşı yürüttüğümüz mücadele karşısında statükoları sarsılmaya başlayan İMO ve TMMOB etkin yönetim anlayışı, devrimcilere karşı bıçaklı bir linç girişimi örgütlenmesine kadar işi vardırmıştır.

Şimdi soruyoruz; 11 Haziran’da İMO Küçük Kurul’a eli bıçaklı saldırgan grubu kim/kimler getirmiştir? TMMOB YK Başkanı’nın da bulunduğu bir ortamda gerçekleşen bu linç girişimine karşı TMMOB YK ne yapacak? 3 Haziran’da yaşananlar sonrası gerçekdışı açıklamalar yapan ve İvme’ye karşı siyasi linç girişimine ortak olan diğer Oda yönetimleri, 11 Haziran sonrası ne yapacaklar?

İvme dergisi olarak sol içi ilişkilerde de TMMOB zemininde de sorunların çözümünde şiddeti bir yöntem olarak savunmadık ve uygulamadık. Bundan sonra da aynı tavrımız sürecektir.  TMMOB içerisindeki sorunları açığa çıkarma, bunları mahkum etme ve TMMOB’yi dönüştürme mücadelemize bundan sonra da aynı kararlılıkla devam edeceğiz. İMO ve TMMOB etkin yönetim anlayışının örgüt içi demokrasi kanallarını tıkayarak bizleri tasfiye etme çabalarına, bu tasfiye çabaları başarılı olmayınca da küfür,hakaret ve saldırılara girişmelerine karşı duracağız. Tabii ki sağ yanağımıza yumruk atana da sol yanağımızı dönmeyeceğiz. Bu saldırı, küfür, hakaret ve linç girişimlerini TMMOB zemininde mahkum edeceğiz ve gerçekleri er ya da geç açığa çıkaracağız.

Taleplerimiz;
11 Haziran’da İvme dergisi üyelerine karşı gerçekleştirilen, bıçakların da kullanıldığı linç girişimi TMMOB ve Oda Yönetimleri tarafından mahkum edilmelidir.
İMO’daki süreci başından sonuna kadar incelemek üzere tarafsız bir komisyon kurulmalıdır.
TMMOB’de tüm demokrat üyelere açık, “örgüt içi demokrasi” konulu bir toplantı düzenlenmelidir.

Gerçekler açıklanana ve adalet yerini bulana kadar TMMOB önündeyiz.

Tüm devrimci-demokrat kamuoyuna duyurulur.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada Artı İvme


Follow

Get every new post delivered to your Inbox.